27 Mayıs 2019 Pazar
Ana Sayfa Forum Sohbet Hesabınız Haberler Not Defteri İstatistikler İletişim

MENÜ
Kasabamız

 Son Haberler(24/05)

Dislikasabasi.com
Üyelere Özel

 Site Not Defteri

Faydalı Bölümler
Yardımcı Linkler


Gazete Sayfa Linkleri

RAMAZAN İMSAKİYESİ (22 Ramazan 1440)
 
Yer İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
 Dişli Kasabası 03:43 05:29 12:58 16:51 20:17 21:55
 İstanbul/Pendik 03:37 05:30 13:05 17:03 20:31 22:15
 Manisa 03:58 05:43 13:12 17:06 20:31 22:09
 Kocaeli 03:35 05:27 13:02 17:00 20:28 22:11
 Ankara 03:29 05:18 12:51 16:46 20:14 21:55
 Eskişehir 03:39 05:28 13:00 16:56 20:22 22:03
 Konya 03:58 05:43 13:12 17:06 20:31 22:09
Namaz Vakitleri Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesine göre hazırlanmıştır.

Oruç Ramazan Hakkında Zekat-Fitre-Sadaka Teravih Namazı
Veda Hutbesi 40 Hadis Bayram Mesajları İftar Duası
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) 'DEN GÜNÜN DUASI



Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Mirac gecesi cinlerden bir ifrit gördüm. Elinde ateşten bir şûle olduğu halde beni tâkip ediyordu. Nazarımı her atışımda onu görüyordum. Cibrîl (aleyhisselâm) bana: "İstersen sana bir dua öğreteyim, onu okursan, şûlesi söner ve ağzının üstüne düşer" dedi." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Pekâla!" dedi. Cibrîl (aleyhisselâm) de "Şunu oku!" buyurdu:"Allah'ın kerîm olan rızası için, eksiksiz, mükemmel kelimâtullah hakkı için -ki hiç kimse muttakî olsun, fâcir olsun onu aşıp daha güzelini söyleyemez- (bela olarak) semadan inen, semaya yükselen, (ve ceza gerektiren) şerlerden, yeryüzünde yarattığı şerden, yer(in altın)dan çıkan şerden, gece ve gündüz fitnelerinden, gece ve gündüz gelen musibetlerden Allah'a sığınırıım. Ey Rahman, hayır getiren hâdiseler hâriç."

[Muvatta, Şi'r 10, (2, 950, 951).]



E-KART ORUÇLA İLGİLİ HADİS-İ ŞERİF GÜNÜN AYET-İ KERİME'Sİ
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir belaya uğrayanı görünce şu duayı okursa: "Seni imtihan ettiği şeyde bana âfiyet veren ve birçok yarattığından beni üstün kılan Allah'a hamdolsun!" Artık yaşadığı müddetçe, bu bela ne olursa olsu

Göklerde ve yerde olanları, Allah'ın bildiğini görmüyor musunuz? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlak O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.

Mücadele - 7
GÜNÜN YAZISI

HASET HASTALIĞINA ÇARE

Cenab-ı Allah, Âdem(a.s)'ı yaratmadan önce meleklerine hitap ederek, "Rabb'in meleklere,”Ben yeryüzünde bir halife yarataca­ğım.” Dediğinde…” [703]onlara yeryüzünde kendisine vekaleten iş görecek bir halife yaratacağını haber vermişti. Halife, asıl yetkili adına işle­ri yürüten, onun adına tasarrufta bulunan, mevcut kanun ve kuralları gerektiği şekilde tatbik ederek düzen ve asayişi sağla­yan görevli demektir. Buna göre yeryüzünde Allah'ın halifesi ol­mak, yeryüzündeki imkânları insanların ihtiyaçları için kulla­nırken, bir temsilci sıfatıyla, kendisine bu yetkiyi veren Allah'ın istediği şekilde hareket etme sorumluluğunu da beraberinde getiriyordu. Dolayısıyla bütün bu işleri yapabilmesi için, yaratı­lacak halifenin önemli kabiliyet ve güçlerle donatılması gerekiyordu. Cenab-ı Hak, kendisine halife olarak seçtiği insana, teme­lini akıl, ilim ve irâde sıfatlarının teşkil ettiği kabiliyetler lütfetti. Bu özelliği sayesinde insan, Allah ve peygamberlerinin emirlerine uyduğu takdirde, yeryüzünü gerektiği şekilde imar edebilir, ora­da Allah'ın hükümlerini hâkim kılarak, O'nun istediği hal üzere yaşanmasını sağlayabilirdi. İnsanları eğitir ve idare eder, bu maksatla diğer bütün canlılardan istifade edebilirdi. Ancak in­san, Allah'ın emir ve yasaklarını bir tarafa bırakır, kendisine verilen bu yetkiyi, kendi arzu ve menfaati istikâmetinde kulla­nırsa, halifelik sınırını aşmış haddini tecavüz etmiş olacaktı.

Her vekilin/halifenin şerefi, bu vekâleti verenin şerefi ve vekilliğin derecesiyle mütenâsiptir. Bunun farkında olan melek­ler, Allah'ın sözlerini duyunca, yaratılacak insana verilecek hali­felik görevi sebebiyle hayrete düştüler. Çünkü onlar, Cenab-ı Hakk'ın, yeryüzünde halifesi kılacağı insana, kendi irâde ve kud­ret sıfatından bir takım kabiliyetler vereceğini ve ona diğer yara­tıklar üzerinde bâzı salâhiyetler tanıyacağını anlamışlardı. Bunu tahmin etmekle birlikte melekler, hikmet ve ihtimaller açıklan­madığı için, insanın halife kılınmasının sebebini öğrenmek istediler. Kendileri devamlı bir şekilde Allah'ı teşbih ve takdis edip durdukları halde, kendilerinin değil de, yeryüzünde bozguncu­luk çıkaracak ve kan dökecek bu yeni yaratığın halife kılınması­nın hikmetini anlamak maksadıyla, şu soruyu sormaktan kendi­lerini alamadılar:

“…Onlar,“Biz Seni teşbih edip dururken,orada fesat çıkaracak,kanlar akıtacak birini mi yaratacaksın? dediler.[704]

Cenab-ı Hakk’a meleklerin bu soruş biçimi, karşı çıkma cihetiyle değil,öğrenme türünden bir sorudur.

”Bu­nun üzerine Cenab-ı Allah,”Sizin bilmediğinizi ben bilirim.” dedi." [705]

İşte insanoğlunun yaratılışındaki ilahi hakikat bu veçhiledir.

Allah’u Teala insanoğlunu:"Gerçekten biz Ademoğullarını üstün kıldı" [706] beyanıyla övgüye mahzar olarak yaratıldığını beyan etmiştir.

Allah Teala,Meleklere hitaben,üstün olarak yaratılacak olan Ademoğluna secde etmeleri emri vermiş ve:

“Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım.Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapa­nın!"Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler. Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?" Dedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın." [707] diye iblis emre muhalefet etmiştir.

Bura­daki secde "ibadet secdesi" değil, selamlama ve saygı secdesidir.

İşte bu sözleriyle kibir ve haset eylemini ilk defa bu haliyle sergileyen şeytân, bu yüzden Allah'ın rahmetinden ebediyyen uzaklaşmıştır.

Yeryüzünde de Adem (a.s.)ın evlatlarından Kabil ile Habil arasında cereyan eden olayın ve işlenen suçun da nefsin hasedi ve cimriliğinden kaynaklandığını görülür.[708]

Hakeza geçmiş ümmetlerin halini Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kitap ehlinden bir çoğu, hak kendile­rine besbelli olmuşken, ruhlarında yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler “ [709]

Yahudi’siyle Hıristiyan’ıyla,dinimizin hak din olduğunu bilmele­rine rağmen, İslâm'dan dönmemizi temenni ederler. Hatta daha da ileri giderek Müslümanları Allah'ın yo­lundan alıkoymak için tutarsız şüpheleri körüklerler. Buna sebep ise hasta kalplerinin ta içine kadar nüfuz eden kıskançlıklarıdır.

İşte bugünde bu fiili yapan mü’minler bilmelidirler ki,yaptıkları şeytani bir fiildir.

Peki yerilen bu fiil ne demektir?

Haset; kıskanmak, çekememek, başkasında olan sağlık, zenginlik ve benzeri nimetlerden dolayı rahatsız olarak o kişiden o nimetin gitmesini istemek. Kalpte bulunan ve insanı kötülüklere sürükleyen en önemli ve gayri ahlâkî özelliklerden, hastalıklardan birisidir. Bilgisizlik ve tamahkârlığın birleşmesinden, kaynaşmasından doğar. En çok da tanıdık ve akrabalar arasında kendisini gösterir:

Haset,bazen Türkçe’ye kıskançlık olarak çevrilir ki yanlıştır. Kıskanç­lık haset anlamına da gelebilir ama asıl anlamı haset değil, nâmûsa düşkün olmaktır. Erkeğin karısını, başka erkeklerden kıskanması, onu sevmesinden ve namusuna düşkünlüğünden ileri gelir. Ölçülü(İtidal) kaldıkça bu iyi bir meziyettir. Fakat birinin karısını, kocasını, evlâdını, malını, güzelliğini, mevkiini, ilmini çekememek kıskançlık değil, hasettir. Çünkü bu, onun elindeki nimete göz dikmek değil, nimetin ondan gitmesini istemektir.

Bununla beraber Türkçede bazen kıskançlık, haset anlamında kulla­nılır. Yalnız kıskanmanın özel bir anlamı bulunduğunu, bazen haset anlamında kullanılsa da her zaman haset anlamına gelmediğini bilmek gerekir.

[703]-Bakara suresi ayet-30

[704]-Bakara suresi ayet-30

[705]-Bakara suresi ayet-30

[706]-İsra suresi ayet-70

[707]-Sad suresi ayet- 71..76

[708]-Maide suresi ayet-27..30

[709]-Bakara suresi ayet-109


GÜNÜN KISA HİKAYESİ

İmam-ı Azam'ın Cevabı

İmam-ı Azam Ebu Hanife zamanında onu sevmeyen ve ona buğzeden muhaliflerinden bir tanesi, talebelerinin ve sevenlerinin huzurunda onu cevapsız bırakıp mahcup etmek için aldatıcı bir soru hazırladı. Ve büyük imamın bulunduğu meclise gelip bu aldatıcı ve karmaşık soruyu sordu.

-Bir adam var ki onun kamil bir Müslüman olduğuna herkes şehadet eder, fakat bazı sözleri var ki küfür kokuyor. Onun hakkındaki hükmünün ne olduğu öğrenmek istiyorum. Bu kimse şunları söylüyor:

"Cenneti ümid etmiyorum,

Cehennemden ve Allah'tan korkmuyorum.

Ölü etini severek yerim.

Rükusuz ve secdesiz namaz kılarım.

Hakka buğzeder, fitneyi severim.

Yahudi ve Hıristiyanları da tasdik ederim.

Görmeden şahitlik ederim."

Işte böyle bu kimse hakkındaki hükmünüz nedir?

Imamı Azam Ebu Hanife hazretleri bunu soran kimseye;

"Peki bu kimse hakkında senin bir fikrin var mı?" deyince, o; "Ben ne diyeyim, bunu sana soruyorum."dedi.

Imamı Azam talebelerine döndü ve aynı soruyu onlara sordu. Talebeleri de; "bu söylenenler küfür alameti olduğu için, söyleyen kimsenin küfrüne delalet eder." diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Imam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri sözü aldı ve hafif bir tebessüm le bu söylenenlerin ne manaya geldiğini tek tek şöyle açıkladı:

"Bu adam gerçekten de kamil bir mümindir. Zira onun söylediği bu sözler hep mecazidir, tevili vardır. Şöyle ki: Bu kimse cenneti ümit etmiyor. Yani Cennetin sahibi olan Hz. Allah'ı ümit ediyor.

Cehennemden korkmuyor, Cehennemin sahibinden korkuyor.

'Allah'tan korkmuyorum' derken, Allah'ın adaletle hükmedeceğini bildiği için, Allah'ın kendisine zulmedeceğinden korkmuyor.

'Ölü eti yerim' derken, söylemek istediği balık etidir.

'Rükusuz ve secdesiz namaz kılarım' demekle, cenaze namazını kastediyor.

'Hakka buğz ederim' sözüyle kastettiği şey, ölümdür. Herkes için Hak (ölüm) vaki olacak. Mevla Teala'ya daha fazla kulluk yapabilmek için ölümü istemiyor.

'Fitneyi severim' derken fitneden kastı ise evlatlarıdır. Çünkü Mevla Kur'an-ı Kerimde Mal ve evladı fitne olarak zikredilmiştir. (Teğabun: 15)

Yahudi ve Hıristiyanları tasdik etmesinden murat ise onların birbirleri hakkındaki sözlerini tasdik etmesidir.

Görmeden şehadet ettiği ise, Allah'a ve ahiret gününe iman etmesidir.

Bu açıklamaları dinleyen adam Imam-ı Azam'a hayran kaldı. Kendi kendine: "Bu ne ilim, bu ne feraset, bu ne zeka ... Demek ben böyle bir dahiye düşmanlık ediyormuşum." diye düşündü. Hemen Imamı Azam'ın ellerine sarıldı. Ve bu güne kadar kendisine yaptığı düşmanIıktan dolayı af etmesini istedi ve helallik diledi.


Ramazan Özel Sayfası İstatistiği

  Bugün Ramazan Özel Sayfamızı Bugün ziyaret eden 2. nci kişisiniz.

  Ramazan Özel Sayfası Toplam Ziyaret Sayısı : 198